Ana Sayfa

kımıltısızlıktan adımlıyoruz, güz gibi…

hıncahınç kıpırtısız böceklerin içinden sıyrılmak, alelacele kurtarmak zorunda kendini uykulu bacak aralarından…tekinsiz sıkıntılı kümeler: düz ayak sekiz yüz kırk iki bacak, sola doğru iner adım iki koldan beş bin üç yüz yetmiş dokuz salkım saçak -düştü düşecek- (düşüp de kıpırtısızlığını yese ya), tekrar dön sola üç yüz elli üç parça buram buram, bir daha sola, doksan yedi; pastoral… en son soldan daha bir sola, daha ileri hem de aşağıya, adım adım hafif ritmik zıplayarak indi, durdu, eriştiği zifiri karanlık kapıyı okşayarak. şıkır şıkır girdi içerdeki leşin kıyısından -leş bir karanlık-, iki ters bin yüz, bir ters üç düz ayak tırmanışa, tırmanışa, tırmanışa…şimdilik en tepenin üç yüz seksen bir kelime altına…(burun bulamacına şevkat besleyen tütsü kavanozuna kadar gelebilirsin yalnızca)

tempolu yığıl yeter ki terkedilmeye tutkulu sokaklara.

sokaklar bomboş…

Yorum yok

Yazı ile ilgili yorumları en son yorumlardan başlayarak tarihe göre sıraladık.
Yorum Yaz | Takip Et

Yorumlarınız?

-kurtar beni! kendinden de, benden de. öyle davran ki, artık birbirimizle uğraştan vazgeçelim, ben de sana karşı daha uysal olayım.

aşırı sarhoşluktan ve dünyayı unutmuşluktan yorgun, solgun. yan yana yürüyerek geldiler ve önlerine baktılar; oyunda, gülmekte ve uykuda olduğundan çok birbirinden uzaklaşmış olarak. sonra yukarıda dilsiz kucaklaşmalar; ne kanuna karşı gelerek ne de ona uyarak yapılan dilsiz ödevler. ama uzun uzadıya değil. değil artık uzun uzadıya.

-ben duygularımı soydum ve giyisilere soktum.
-için mi söylüyor bunu bana?
-içim! durup dinlenmeden aradım, uzun yıllar araştırdım, ama içimde bir kimseye rastlamadım hiç bir zaman.