çoğul masal
o gün foxy için güzel başlamıştı aslında… önce mamasını yiyecek sonra da gezecekti. zaten foxy’nin hayatı bundan ibaretti ki… sabah buz gibi bir eve uyanmanın ve aslında daha uzunca bir süre uyanmak istemeyişinin yarattığı sıkıntıyla uyanan untalkativebunny; tuvalette işerken önünde türlü hareketler yaparak adeta dans eden foxy’ye şöyle bir baktı. kıyamadı. “tamam ulan it, gezdiricem…” dedi içinden. gerçekten de öyle yapacaktı. sevgilisinin sabah sabah –her ne kadar saatlerce fosur fosur uyumuş olsa da- şekeri düşük düşük buz gibi bir havaya çıkmasını istemiyordu, ona da kıyamıyordu. hemen toparlanmaya başladı. saat 8:30’du. kahvesini koyup saçını –her sabahki çilesini- çekiştirmeye başladı. dakikalar dakikaları kovalıyor ama saçı hala kafasında ölü bir kirpi varmış gibi duruyordu. yılmadı, denedi ve en sonunda başardı. adama benzedi. bu arada foxy’ye mamasını çoktan vermişti. giyinmeye başladı. mutfakta saat olmamasından dolayı saati bilemiyordu. “15 dakika olmuştur en fazla” diye düşünüyordu. giyindi ve paltosunu giymek üzere kapıya yürürken mutfakta durup saatine baktı…o an hayat durdu…martılar çığlık çığlığa kaçıştı, yuvadan bahçeye düştü, itfaiye geldi kurtardı. türkiler birbirlerini duvardan duvara vurdu. hepsi untalkativebunny’nin içinin titreyişini duydu sanki. saat 9:00’du. untalkativebunny hemen evden çıktı. hızlı adımlarla uzaklaştı. foxy ardında boynu bükük, gidişini izledi. ve şöyle dedi:
“utanmaz bir yağmurla…nereye gidiyorsun?”
kenan imirzalıoğlu şaşkındı.
s.s.
untalkativebunny
19.12.09-cumartesi’nin sabahı
foxy her zamanki gibi uyanmış ve yatak odasından geri geri adımlarla çıkan ateh’i, mutfak kapısının yatak odasına bakan tarafında, çoşkun karşıladı. foxy şaşkındı, ne o her zamanki dansları, ne ağzında bir şarkı, ne de hoplayıp zıplayıp ilerleyen bir foxy: foxy gerçekten şaşkındı. ateh ise olağan karşıladı durumu. gözleri yarı açık foxy’ye baktı, uzaktan uzağa onunla günaydınlaştı ve ağır adımlarla banyoya doğru ilerledi. ne kadar da çişi vardı…allahım tanrm! bu büyük bir külfetti! hemen tüm yükünü doğaya verdi. “ohhh…” ardından dişlerini arındırdı ve saçlarının kıçını başını elini ayağını düzeltip toparlayıverdi. sifon, diş macunu, eller, sabun, su, ayna, tuvalet kağıdı derken çıkıverdi banyodan. mutfaktaydı artık, evet, kesinlikle bulunduğu yer mutfaktı. gerçeklik! foxy yavaş adımlarla dolanıyordu mutfakla salon arasında. evdeki sessizliği(evdeki ses evdeki ses bam bam…) bozan foxy’nin adımları ile su ısıtıcısının hunhar sesiydi…su ısıtıcısının artan sesi mina’nın uzaktan bakan sessiz gözleriyle tezat oluşturuyordu. “kuzuuuum…” tam o sırada, mutfakta bulunan miniş dikdörtgen sevgi masasının üzerinde untalkativebunny’nin yazmış olduğu “muhtemel öykücük”ü gördü. içi pır pır etti. şaşırdı. sevindi. gözleri limon parlaklığına büründü. sabah ritüeline eklenen ve sonsuzluğuna kadar yiyebileceği bir kakaolu kek bırakmıştı ona, tabi ki kahvesinin ve sigarasının yanına. kahvesini hazırladı, sigarasını aldı ve bir müzik açtı salonda –müzik olsun yeterdi- ve oturdu miniş dikdörtgen sevgi masasının başında. okumaya başladı…kahve ve sigarayla muhteşem giden bu kakaolu kekten bir tane de kendisi sevgilisine yapmaya karar verdi. o mutlulukla başladı yapmaya…alelacele yapıyordu; sanki bu mutluluk uçup gitmeden –sanki uçup gidecekti- bu şaşkın foxy oralarda hop oturup hop kalkarken her an bitebilecek, sanki kuzucuğu dönüp arkasını gidecekmiş, sanki unutuverecekmiş gibi zaten henüz bilmediklerini; yaptı, yaptı ve yaptı. Bitirdiğinde yapmayı, kahvesi de sigarası da tükenmişti…
“nereye bitiyorsun sen gecesiz…”
kahve koydu kendine. yine bir sabah ritüeli başlamıştı işte. foxy yavaş adımlarla dolanıyordu mutfakla salonun arasında ara ara. evdeki sabah sessizliğini(evdeki seks, evdeki seks, bam bam…) –untalkativebunny işe gitmişti- bozan foxy’nin topuklu ayakkabıları ile su ısıtıcısının çığlık sesleriydi…su ısıtıcısının cüretkarca artan sesi, uzaklarda yatan mina’nın sessiz gözleriyle tezat oluşturuyordu. tam o anda, işte tam da o sırada, mutfaktaki miniş sevgi dikdörtgeninin üzerinde sevgilisinin yazmış olduğu “sabah öykücüğü”nü gördü. fena halde, acayip halde, şaşkınlıkla, mutlu oldu. çok fena bir haldeydi. hemen okuyup yemeliydi sabah öykücüğünü! sabah ritüeline muhteşem bir anlam eklenmişti. kahvesini hazırladı, sigarasını aldı yanına, oturdu sabah öykücüğünün yanına…başladı kahvesini içerken, sigarasını tüttürürken hapur hupur öykücüğünü yemeye. oysa ki hiç bir sabah, sabah sabah hiç bir şey yiyemezdi; ama bu bambaşka bir ritüeldi…yaladı, yuttu, bitiriverdi bir çırpıda, yanında kuzusu, ayaklarının dibinde topuklu ayakkabı aşığıyla. ardından, hemen ardından, aldığı gibi kalemi eline anlatmaya başladı; anlattı, anlattı ve anlattı…bitirdiğinde anlatmayı, kahvesi tükenmiş, sigarası yinelenmiş, kendisi daha da yenilenmişti…
…gün döndü, ay geceye doğdu, ay gitti, gün doğdu, güneş sabaha geldi, kuşlar cıvıldandı, böcekler yuvalarına döndü,…tam o sırada ateh uyanmıştı. foxy her zamanki gibi,uyanmış ve yatak odasından geri geri adımlayan ateh’i mutfak kapısının giyim odasına ve yatan odaya bakan tarafında, evdeki sabah sessizliğini(evdeki kek, evdeki kek, bam bam…) koşar adım topuklayarak…
s.s.
ateh
19.12.09-cumartesi’nin öğleni
Yorum yok
Yorum Yaz | Takip Et