Ana Sayfa

şeker-le(me)

sabahları -hemen hemen her sabah ama asla her sabah değil- guguk kuşu uyandırıyorum avuçlarımın içinde. yeşilin en narin tonunda bir guguk kuşu…

yeşilin en narin tonu -hemen hemen her sabah ama asla her sabah değil- uyanırken geriniyor -hemen hemen her sabah ama asla her sabah değil-; kanatlarını kıvrım kıvrım, yavaş yavaş yükseltiyor, ayaklarını insanüstü bir sabırla kendine doğru önce öne doğru çekip, tekrar –sonra- yatağının ucuna doğru uzatıyor- ayağını, ayaklarını uzatıyor- tam o anda -ardından- minik biçimli rengarenk gagasını küçükten büyüğe doğru havalandırırken, gözleri kısık kısık açılmaya başlıyor: nerede olduğunu, nerede uyandığını bütünüyle bilen ve birbirine bakan kısılmış gözlerini açarken kanatları, minik gri gagası, ayakları,…geri adım ilerlerken; beklenmeyen bir atiklikle doğrularak uyanıyor. ve hemen ardından –kesinlikle her sabah- günü bütünüyle, cıvıl cıvıl, çığlık çığlık kucaklıyor…

sabahları –hemen hemen her sabah, asla her sabah değil- yeşilin en narin tonunda tek bir guguk kuşu uyandırıyorum avuçlarımın içinde. Yeşilin en narin…

istanbul-/mersin

Yorum yok

Yazı ile ilgili yorumları en son yorumlardan başlayarak tarihe göre sıraladık.
Yorum Yaz | Takip Et

Yorumlarınız?

-kurtar beni! kendinden de, benden de. öyle davran ki, artık birbirimizle uğraştan vazgeçelim, ben de sana karşı daha uysal olayım.

aşırı sarhoşluktan ve dünyayı unutmuşluktan yorgun, solgun. yan yana yürüyerek geldiler ve önlerine baktılar; oyunda, gülmekte ve uykuda olduğundan çok birbirinden uzaklaşmış olarak. sonra yukarıda dilsiz kucaklaşmalar; ne kanuna karşı gelerek ne de ona uyarak yapılan dilsiz ödevler. ama uzun uzadıya değil. değil artık uzun uzadıya.

-ben duygularımı soydum ve giyisilere soktum.
-için mi söylüyor bunu bana?
-içim! durup dinlenmeden aradım, uzun yıllar araştırdım, ama içimde bir kimseye rastlamadım hiç bir zaman.