şeker-le(me)
sabahları -hemen hemen her sabah ama asla her sabah değil- guguk kuşu uyandırıyorum avuçlarımın içinde. yeşilin en narin tonunda bir guguk kuşu…
yeşilin en narin tonu -hemen hemen her sabah ama asla her sabah değil- uyanırken geriniyor -hemen hemen her sabah ama asla her sabah değil-; kanatlarını kıvrım kıvrım, yavaş yavaş yükseltiyor, ayaklarını insanüstü bir sabırla kendine doğru önce öne doğru çekip, tekrar –sonra- yatağının ucuna doğru uzatıyor- ayağını, ayaklarını uzatıyor- tam o anda -ardından- minik biçimli rengarenk gagasını küçükten büyüğe doğru havalandırırken, gözleri kısık kısık açılmaya başlıyor: nerede olduğunu, nerede uyandığını bütünüyle bilen ve birbirine bakan kısılmış gözlerini açarken kanatları, minik gri gagası, ayakları,…geri adım ilerlerken; beklenmeyen bir atiklikle doğrularak uyanıyor. ve hemen ardından –kesinlikle her sabah- günü bütünüyle, cıvıl cıvıl, çığlık çığlık kucaklıyor…
sabahları –hemen hemen her sabah, asla her sabah değil- yeşilin en narin tonunda tek bir guguk kuşu uyandırıyorum avuçlarımın içinde. Yeşilin en narin…
istanbul-/mersin
Yorum yok
Yorum Yaz | Takip Et