keyifli bir cuma
hava bulutluydu yürümeye başladığımda, yokuşu tırmanırken insanların telaşını anlamlandıramamıştım. oysa ki çok keyifli bir hava vardı dışarıda, hafif bulutlu ve serin. arkadaşımla kararlaştırdığımız buluşma noktasına vardığımda farklı bir telaşla yüz yüze geldim ki bu telaş o kadar da anlamsız değildi. sevgili pembe ineğimin yanına oturdum, bir sigara yaktım ve beklemeye başladım.
bayramın anlamının tamamıyla tatil olduğunu düşündüm insanları izlerken, onlar beni izlerken farklı şeyler düşündüler diye düşündüm. yanıma oturanlar, önümden gelip geçenler, pembe inekle ilgilenenler, fotoğraf çektirenler ve çekenler mutlaka bana da uğrayıp gittiler, hiç ihmal etmeden. simsiyah bir kadın oturuyordu pespembe bir ineğin yanında, ilgi çekici olan şeylerden biri de bu kontrast olmalıydı. yaşlısı, genci, kadını, erkeği her biri beni de selamlayıp geçtiler yanımdan ve önümden, şu ya da bu şekilde. bense bir kısmına kayıtsız kalabildim, ancak bir kısmına. yarım saat sonra arkadaşım gelmişti ve metronun yolunu tutmuştuk bile, dört bir yanımızda beni selamlayanlarla birlikte.
diğer arkadaşımızla diğer buluşma noktamıza gittiğimizde aynı telaş sürüyordu sokaklarda, bizim telaşımız ise başkaydı: hava kararmadan boğazın neredeyse içindeki köhne balıkçımıza ulaşabilmek ve rakı-balık eşliğinde gülümseyebilmek.
gülümsüyorken üç eski dost karşılıklı, denizin, kedinin ve eski anılarımızın tadını rakıyla harmanlarken, mezelerden meze beğenirken sessiz sedasız, keyifli cuma’mız başlamıştı bile. bir kaç keyifli saatin ardından taksim’de barları gezmeye doğru yola çıktık. yolculuğumuz boyunca kimi zaman birbirimizle, kimi zaman uzaklardaki özlemlerimizle sohbet ettik ve biralarımızı esirgemedik birbirimizden.
taksim’e ulaştığımızda ilk oturduğumuz barda yaşam hakkında ve ilişkilerimiz hakkında neler bildiğimizi, hangi hataları yaptığımızı ve hangi durumlarda neler yapmamız gerektiği üzerine biraz konuştuk. konu: bendim. konuşmacılar: hala dost olan üç eski dost.
“anlatman, konuşman gerek daha fazla duraksamadan” dedi k.
“anlıyorum seni, beni, hepimizi” dedi d.
“dikkatli olmalısın, olmalıyız, olmalı” dedi k.
“ama…” dedim ben, dedi a. “ama…”
diğer bara geçtiğimizde biraz daha hafiflemiş hissediyorduk kendimizi ama alkolün etkisi ile değil, kesinlikle alkolün etkisi ile değil. alkol omuzlarımızda konaklamaya yeni yeni başlamıştı…
canlı müzik dinlemek için gittiğimiz barda üst kata ulaşabilmek için öncü olmaya karar verdiğimde, sonuç olumlu olduktan sonra kutlamaları kabul ettim. Nasıl reddedebilirdim ki! aramıza katılan yeni arkadaşlarla birlikte müziğin keyfini, dahası alkolün etkisini yaşadık.
çok keyifli bir cuma günüydü.
bu günü hala dost olan üç eski dost, tekrarlama kararı aldık…
“bugünlerde hep aynı şarkıları dinleyip duruyorum, aynı şarkıyı bir kaç kez dinlemeden edemiyorum. hep böyle değil miydim sanki…”
Müthişsin her zaman ki gibi.
Bu keyif sadece cumalarla değil haftanın diğer günlerinide katarak yoluna devam edecek sadece rakı, balık, bira ile değil kahvesi, cayı ile birlikte.
14 Ekim 2007, Pazar |İnanılmaz…..
14 Ekim 2007, Pazar |Çok etkilendim….
Harikasın….