morum! morsun! mor…
küçükken de hiç bir zaman gülücüklerle karşılamazdım yabancıları, yeni tanışları. bazen hiç tanışmadığım da olurdu, kaçardım. gözlerdim uzaktan, bakardım, tanımaya çalışırdım belki de sınırlarımı ihlal etmelerine kızarken bunun nedenini anlamaya çalışırdım kim bilir. hatta evimize sık sık gelen bir çok insana bile yabancı gözlerle baktığım olurdu. belli ki hoşlanmadığım yabancılardı onlar.
hala hatırlamam onları; ne adlarını, ne saçlarını, ne de beni ne kadar sevmiş olduklarını. annem anlatır, ben dinlerim. babam hatırlatmaya çalışır zaman zaman o anda konuşulanlara dair, yine de hatırlamam, inatla ve ısrarla.
içinde ve birlikte yaşadığım ailemin dışında akraba diye adledilen insanlara karşı da aynı tutumlarla byüdüğümü, bana yaklaşmaya çalışan o insanlardan hoşlanmadığımda, bu duygumun hiç bir zaman değişmediğini anlatır annem. çikolatalarla, oyuncaklarla beni sevmek için, benimle oyunlarımı paylaşmak için bana yaklaşmaya çalışan insanlar… “hala da aynısın, hiç değişmedin” der.
benim hatırlamadığım çocukluk anılarımdan bir kısmını annem de hatırlamaz üstelik. “yenge” diye tabir edilenlerden birinin anlatımları ile desteklenen çocukluk anılarımı, annem bana aktarır zaman zaman ve ekler “ben de hatırlamıyorum o anıdaki seni”
sevgimi verdiğim pek az insanla yaşadığım anıların çok azı silüet anı olarak görüntülenir ara sıra hatırımda. ancak, o kadarcık. ne daha fazla, ne daha az. çocukluğumda bana ait olan odaları, oyuncakları, eşyaları, hediyeleri, mektupları ve buna benzer daha pek çok şeyi bile, çok fazla hatırlamam.
hatırladığım pek az anımdan bir kaçı da dedeme ait olan anılarımdır. hala hatırlarım belli belirsiz. oysa ki annem bana aksini hatırlatır:
“sen dedeni hiç görmedin kargam benim. deden sen bu dünyaya doğmadan önce ölmüştü…”
en güzel duygu ise, tüm bu hatırlanmayanlara karşı bir hüznümün olmamasıdır. mutsuz etmez bu hatırlanmayan anılar beni. dedeme ait olan anılarım hariç, bu gerçek dışı anılar morlarımı tonlamalarla süslendirir, yelpazemi genleştirir. sürrealist dedem benim…
hatırladıklarım ise en sevdiklerim, en mor anılarım, en can alıcı kırmızılarım. bunlar bana bir hayat boyu yeter dediklerim. daha da biriktiriyorken morları, kırmızıları, siyahları aynı tonlarda farklı farklı tatları, mutlu ve bir o kadar da kedi hissediyorum kendimi.
mor bir kedi…
Yorum yok
Yorum Yaz | Takip Et