geçmiş zamanın izinde
eski günceleri karıştırırken tam da bu gece, ne kadar çok arkadaş biriktirdiğimin bilgisini nasıl olup da bilinçaltımın üst yüzeylerinde sırt üstü dinlenceye bıraktığımın farkına vardığımda, ard arda ürperir buldum kendimi. işte yine oldu! şarabın etkisi bu değil, hayır!
okudukça arkadaşlarımın bana bıraktıkları, unutmamamı diledikleri, hatırlanmak üzere çiziktirdikleri geçmiş tarihli güncelerini, ard arda yine ürperdim. evet, yine oldu!
her birinin imzasını, yazısını, yazdıklarını bir bir dinledim yeniden. bir bir ortak oldum geçmiş yaşantılarına, konuştum her biriyle yeniden. şu anda tarif edemeyeceğim bir…
düşündüm…
bir kaldırımın kenarında sigara içmek için duraklayan ayşe’nin yol ortasına bıraktığı yüreğini, izmir punta bar’da elinde bira şişesi ile sevgilisinin apansız ölümünü sindirmeye çalışan fatma’nın göz yaşlarını, ankara’nın kim bilir hangi semtinde nasıl bir apartman dairesinin duvar boyasının eskimiş lekelerine dalıp gitmiş zehra’nın donuk gözlerini, mersin’in son dönem yapılanmış yüksek apartmanlı kim bilir hangi sitesinde bir elinde kalem bir elinde kitap olan selçuk’un dudak kenarlarından sızan ince acı rakıyı-yüreğinden akan sızıyı, ingiltere’nin depresif gökyüzüne durmaksızın bakan ulaş’ın ulaşılması zor ellerini, ırak’a giderek kendini savaş ertesi para kazanına atarak müebbet hapis cezasını kesmiş olan deniz’in burun kıvırışını, istanbul’un derme çatma barlarında hemen her gece gönül sıkıntılarını atmaya çalışırken bunaltılarını çarpa çarpa hüznün derinliklerini unutan kamil’i, ankara-mersin-istanbul üçgeni içinde sıkışıp kendi şeytanını edinen ayşem’in her daim var olan kanıksanmış hüznünü, bir izmir akşamı bağdaş kurmuş içiyorken beni resmeden can’ın dingin öfkesini, yine bir izmir akşamı bir çok şeyin farkında olmayıp fazlasıyla kendilik algısı olan kaan’nın bipolar-terapi-bağımlılık ironisini ve sümüklü böcek sevgisini, yine bir izmir akşamı bileklerini kesmeye cesaret edemeyip can’ı bileklerinden birini kesmeye zorlayan ve başaran yüzyıl’ın çöküş hikayesini, sevgilisi dahil her şeyi geride bırakarak hollanda’ya resim yapmaya giden özgür’ün hırçın nefretini, sevgilisi dahil her şeyi geride bırakarak hollanda’ya resim yapmaya giden sevgilisinin ardından hoşçakal deyip ara sıra sevgilisini ve yeni sevgilisini ziyarete giden orhon’un hüzün taşan yüreğini, vücuduna ve yüzüne özel anlamlar katan içten benleriyle dudağının kenarında her daim yanan sigarasıyla tümör’ün doğrudan ve sürekli aşkını, elindeki çamura değer veren mısır firavunu bayrak’ın kaba ellerinin narin yaratımını-sanrısal aşkını, gitarının eski telleri ile içtenlikle sessizce ağlayan coşkun’un devasa içe atımlarını-aşksızlığının acısını, dört duvar arasında kim bilir kaçıncı senesini geçirmekte olan ve daha kim bilir kaç senesini geçirecek olan ülker’in çikolata farelerini,…
eski dostlukları okudum yeniden.
ard arda ürperdim, evet.
hüzün taştı kim bilir kaç bir yanımdan…
şarabım ve sigaramı da alıp gidiyorum sembollerimi, hüzünlerimi çoğaltmaya…
birayla iyi gitti
11 Şubat 2007, Pazar |NİCE DUYGULAR GÖRDÜM ÜZERİNDE ELBİSE YOKTU..
NİCE ELBİSELER GÖRDÜM İÇİNDE DUYGU YOKTU…
MORSUNUZ MORLAR MORARDIM..MORARDIK