kırmızı
uzun bir kış gecesinin tekrarlanan yalnızlık günlerinden birinin daha bitiminde bramstoker’ın sesiydi telefonun ahizesinde çınlayan. nasıl olduğunu soruyordu sevgilisine. iyiydi iyi olmasına da ateh, özlüyordu onu çok, öyle söylüyordu. bramstoker ise geri dönmek için çabaladığını, en kısa sürede sonsuza dek döneceğini söylüyordu. ateh biliyordu zaten; sonsuza dek dönecekti ve bir daha hiç gitmeyecekti.
biraz gündelik yaşamlarından, biraz çocukluklarından, fazlaca da özlemlerinden söz ettiler. uzun uzun konuştalar ahizelerin bir ucundan bir ucuna. “yorgunlukla uykuya dalıyorum her gece. yorgunluğun yerini sevgilimin alması dileğiyle” diyordu ateh, iyi geceler diliyordu sevgilisine her gece ahizenin bir ucundan diğer ucuna. uzun kış gecelerinin tekrarlanan “yalnızlık dolu özlem” günlerinin her gecesinde tekrarlanıyordu ateh’le bramstoker’ın buluşmaları -bu öyküye özel çay, ateh’e özel kahve eşliğinde- ahizelerin bir ucundan bir ucuna…
ateh de bramstoker da isimleriyle hitap etmezlerdi birbirlerine. çeşitlendirilmiş milyonlarca sevgi sözcükleri dururken, çok mecbur kalmadıkça, resmi durumlar söz konusu olmadıkça gerek görmezlerdi adlarını kullanmaya. gerek görmenin de ötesinde, sözcükleri kullanım alışkanlıkları farklıydı…
ahizenin kapandığını bildiren sesin eşzamanlı duyumundan önce aynı düşü görmek üzere sözleştiler karşılıklı…
-”çıtıtt”
- “çııtııt”
uzun kış gecelerinin yalnızlık ve özlem dolu tekrarlarının bitmesine az kala, gecenin gündüze gündüzün de geceye borçlu kalmadığı güne az kala, bramstoker ve ateh’in -bu öyküye özel çay, ateh’e özel kahve eşliğinde- kendilerine özel çeşitlendirdikleri binlerce sevgi sözcüğünün yüz yüze bakmasına az kala… mart 2006
Yorum yok
Yorum Yaz | Takip Et