şizofren mektup 3 (oyuna devam)
Sen kimsin ey sen? Ben bilmiyorum daha. Ben soru işaretlerine soru işaretleri koyanım, hem de tırnak içinde, parantez içinde.
Hadi anlat bana. Dene. Bak ben deniyorum. Hadi anlataşalım. Çık kendinden dışarı!
Kurtar beni çok uzun süren sözden; kendini de. Peki ben ne oynayayım?
Bir vida ile tutturdum beynimi yüreğime. Çünkü yüreğim uyuşuyor. Olsun. Var. Çünkü korkmuyorum korkudan bile.
Edimler-im-imiz de bizden korkabilir. Korkunç korkuturuz edimleri. Çünkü korkaktır edimler. “that is the question” mı? Yoksa “to be” mi?
Her oyun kendisi oyun olur. Biz onun kurallarıyızdır artık. Sevmeliyiz “kaderimizi”. Oysa asi olmak –hem de kendimize- bazen çekici gelir bize. Ne aptallıktır bu; oyunsuzluk, oyun bilinçsizliği. Bırakalım oyun, oyun oynasın bizle. Oyunumuz kılalım onu. Yani herkes kendi olsun, kendi oyunu olsun, kendi oyununu kendi oyundaşlarıyla kursun. Kendine oyuncak, başkasına gönüllü oyuncu olsun, başkaları ona gönüllü oyuncak olsun. Mızıkçılık, ebelik –gereğinde- kendiliğinden kural olsun; farkında olmadan koyulan, her an bozulabilecek kurallar. Belki de oyun, kurallar oyunu da olur. Komik kurallar, sarsıcı kurallar, evrimleşen, evrimleşerek uyulmayan kuralların oyunları da oynansın. Ne olur ki? Ya da ne-ler olmaz ki?
Yorum yok
Yorum Yaz | Takip Et