tutunamamak (çikolata fareleri)
köhne sayılabilecek üç katlı bir rum apartmanının puslu katında yine aynı müzikleri, yine aynı yalnızlıkla, yine aynı şişeyle, yine aynı kediyle, gittikçe artan ve artmış olan sevdiğini söyledği karamsarlığıyla paylaşıyordu. salonun tam da sol kenarındaki devasa kanepeye dayamıştı sırtını ve halının üzerinde kurduğu dünyasına serpiştirmişti paylaşımlarını…
dış kapı yine tam olarak kapanmamıştı ve dış kapının zili yine o katı çalmıyordu. alt katın gürültüsünü herşeyiyle yok etmek için sesini açtığı müziğin yumuşak nağmeleri ruhunu arındırıyor gibiydi. bir süre sonra gözlerini açtığında salona, cumbada bir karaltı bir gölge gördüğünü sandı, umursamadı. bir yudum, ıspanak’tan bir sevgi, bir yudum daha… ıspanak mırıldanmaya başladığında gözleri yeniden baktığında cumbada tekrar bir hareket gördü ve oraya yöneldi sessiz adımlarla. cumbanın karanlık köşesinde oturmuş şarabını yudumlayan adama baktı, baktı; eski bir arkadaşıydı.
“sen hangi zamanımda geldin bu cumbaya?”
“…”
“peki neden çağırmadın beni? nasılsın?”
“…”
derken sohbete devam etti kendi kendine, arkadaşı harap durumdaydı, döndü kendi kurduğu dünyasına, ıspanak’ına…
dış kapı yine tam olarak kapanmamıştı ve dış kapının zili yine o katı çağırmıyordu. birer birer içeri dökülen insanları izlemeye başladığını hangi zamanında farkettiğini kestiremeden, o insanların çeşitli zamanlarından tanışları, arkadaşları, sevgilileri, dostları olduklarının farkına vardığında ve hiçbirinin konuşmak için kelimeleri kullanmadığının ayırdına vardığında ve birer birer kurduğu dünyasını ziyaret ettikten sonra yine birer birer dış kapının yine tam olarak kapanmayan ve açılmayan kapısından sızdıklarını hayal meyal gördüğünde müzik hiç susmadan devam ediyor, ıspanak da müziğe besteler ekliyordu…
ve dış kapı yine tam olarak kapanmıyordu, açılmıyordu da…
ve duvarlar kara sprey boyalarla yazılmış “utku tapınakları”yla doldurulmuştu…
ve salonun tam da sol kenarındaki devasa kanepenin önünde kurulu olan dünya yaşamına devam ediyordu kayıtsız…
ve cumbada…
ve puslu…
ve gece…
“geceleri, çoğu zaman, uyanık, beklerim. uyuyanların uykusunun kapısında dikilen nöbetçiyim ben…”
dış kapı yine tam olarak kapanmamıştı ve açılmamıştı da ve…
Yorum yok
Yorum Yaz | Takip Et