kapalı algılar ardında (fısıltı)
fısıltıya benzer bir ses var dışarılarında, algısal alanının öteki yakasında. bir somutluğa odaklanmış tüm algısal kapıların, algısal yaşamın o somutlukta yaşamını sürdürüyor dışarının soluğundan, renginden, kanının atışından, yüreğinin gezintisinden, yüreğinin sızısından habersiz, öylece, belki de öylesine, bilemiyorum hatta bilemiyorsun belki de…
çalınan öteki kapılar yanıtsız bırakıldığında ötekinin algıları da bir nokta da odaklaşıyor işte yine… ve iki kişinin algısal alanları oldukça uzaklaşmışken birbirlerinden, oldukça farklı birer noktada odaklanmışken, dış dünyaya dış seslere kapalıyken, yalnızca iç seslere açıkkken öteki, yalnızca odak noktasındaki dış sesleri dinlerken diğeri; şuursuzca karşılaştıklarında o ve öteki, çarpışma da bir o kadar şuursuz oluyor. çarpışma ki kapalı algıların ardındakinin algısal alana mütemadiyen giriş yapması ile açılan algısal kapıdan içeri sızmasının ve biriktirilen hüzünlerin sorgusuzca eldesiz olarak öfkelere dönüşmesinin sonucu olmuştu.
” haberin yok ben ölüyorum”
biriktirilen hüzünler çarpışma sırasında patlayarak etrafa saçılmıştı, hüzünler ki neden öfkelere haber salmıştı. paramparça bir “hüznün odası”ydı, parçalarını bir araya getirmeye çalışan öfkelerin dağılımı, öfkelerin serzenişlerin ötesinde tepki vermesiydi ve yine sonrasında ötekine bulaşan algısızlık, hüzünlü bir dinginlik olmuştu… algısızlık sonrasında algısallık fırtınasından yorgun argın çıkmıştı öteki kapatarak algılarının kapılarını, başbaşa kalarak öteki ötekiyle… düşünerek: bu kapıların iki değişkenli halinin yuvarlana yuvarlana zaman içinde yine iki durumu nasıl yineleyeceğini… yüksek ökçelerin periyodik çığlıklarını, serzenişlerini, hüzünsel temassızlıklarını… fötr şapkaların algısal dinlenmelerini, algısal egoizmlerini, öfkeye hazır yanıtlarını…
“dumanlarım çıkmıyor ciğerlerimden, ciğerlerim sigaram, sigaralarım ciğerlerim sanki…yuvarlak dumanlarım, halka dumanlarım her algımda bir üfürüklük, bir nefeslik…”
Yorum yok
Yorum Yaz | Takip Et